12 Temmuz 2016 Salı

LULU SULTAN

                                     

Asaletmeap. Haşmetmeab. İmparatoriçe.
Dediğim dedik, çaldığım düdük, hatta vet. babamızın tarifi ile "bu kadın olsa dünyayı parmağında oynatır" dediği hatun benim. Evet.
Ben Kraliçe Lulu.
Bütün ünvanlar benim.  Hepsi bana yakışır.
Been bu eve g-i-r-e-c-e-ğ-i-m!" dedim ve girdim.  Maydanoz'u kapı dışarı ederek hem de.
Bunun için çok mücadele ettim ve sonunda muvaffak oldum.
"Tırnaklarım ile kazandım"  diye bir söz varmış,  buna ihtiyaç duymadım.
Halbuki kediyim malum, tırnaklarımı kullansa idim gayet doğal bir şey olurdu bu.
Fakat gerek duymadım,  akıllı pisihanımların taktikleri çok farklıdır.


Bittabi bu sonuç Maydanoz hanımı hiç mutlu etmedi. Ben onun varlığını mesele etmedim; o bir köşede, ben bir köşede birbirimiz ile ilgilenmeden yaşayabilirdik pekala.
Fakat kendisinin hiç bir pisiye tahammülü yok, buna da benim yapabileceğim bir şey yok.
Üstelik bodrumda çok huzurlu imiş, memnunmuş hayatından. İlginç! Çok ilginç gerçekten.

Zaten Maydanoz'dan başka herkes çok sever beni. O da sevmeyiversin, dert değil. Ben onu hiç kaale almam, bu da  onu iyice çıldırtır.

En iyisi ben size her şeyi sırası ile anlatayım. Konuları çorba etmeyeyim değil mi? Asaletime yakışmaz çünkü.

Bu kadıncağız ilk tanışmamızın hikayesini yazmıştı bir zamanlar. Kendimi yormayayım, başlangıcı onun kaleminden yapalım.
Çünkü ilk kedisi Maydanoz cadısı olabilir, fakat onu "kedili teyze" yapan benim. Bu kadar hukukumuz var, bu yüzden beni anlatmasına biraz izin vereceğim.
Buyrun 10 sene önce yazılmış o satırlar:

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

LULU anne ve  KİNKON dayı

Biz Maydanoz (evdeki kedi kızım) hanımı sonraya bırakıp, öbür paticiklerimden başlayalım isterseniz:
Ben bildim bileli kayınvalidemlerin bahçesinde hep kedi vardı, benim şöyle elleyemeyip gözümle sevdiğim.
Biz başka şehir de otururken ve gidip gidip gelirken onlar sürekli değişir, büyüyenler dağılır yerine yenileri doğar, işin doğrusu ben de hiçbirini şahsen tanımazdım. Tarkan hariç. O gerçekten boyalı gibi dudakları ile çook güzel bir erkek kediydi. Zaten bu yüzden adı Tarkan’dı.
Gerçi bu isim, ben çocukken cengaver bir çizgi roman kahramanını anlatırdı ya...Neyse...

Rahmetli kayınpederim için bütün kediler Pamuk’tu, ve onları tuttuğu balıklarla beslerdi.
Kayınvalidem bir yere giderken onlara yemek vermemizi tembih eder, biz zaten artan yemekleri her zaman onlara veririz, falan filan.

Neyse biz buraya taşındık. Maydanoz bizi buldu, daha biberon kedisi. (bu konu bilahare anlatılacaktır) Yine Ramazan.  Ben kursa çok geç kalmışım bir koşuyorum ki durağa doğru.
Resimdeki ikili peşim sıra yürümüşler. Bir yaşından epey küçük oldukları için bizim evlerin sınırında durmuşlar, daha öteye gitmeye cesaret edemiyorlar. Ancak seslerini gittikçe yükseltiyorlar “bize mama vermeden gitme” diyorlar resmen...
Ben hızlı hızlı anayola çıkıp durağa gitmek üzereyim. Telaşımdan, bana seslendiklerini biraz geç  fark ettim.
Kayınvalidemin evine dönüp baktım, kimselerin olmadığı belli. Çarşıya çıkmış muhtemelen..
Allah’ım naapmalı?
Çaresiz geri dönüp mama hazırladım, kapımın önünde verdim.
Yine yola koyuldum.
İnsan geç kalınca kısacık mesafe bile bitmiyor gözünde, o gün kursa geç kalmanın rekorunu kırdım sanırım.
Ve yine sanırım aynı gün, kız kedi Lulu hanım, beni kendi hizmetine atamaya KARAR VERDİ.
 Bunu, kralın kılıcı omuzlarına koyarak şovalyelerini ataması gibi yapmadı belki, yani patisini omuzuma uzatıp:
“Hanııım, hanım! Seni kendim için koruyucu, bir vasiî seçtim” demedi tabi ama,
beni gözüne kestirdiği kesin.
Bir daha kapımın önüne yerleşti-ler. Kinkon beyin daha benimle işi yok, o sadece kız kardeşinden ayrılmıyor. Kafa sürteş (bu kelimeyi ben uydurdum) kuyruk dolaş geziyorlar beraber. (Bakınız üstteki resim)
Şimdi beni yürütmeyen, sağ tarafım da durup her adımım da sol ayağıma başını koymaya çalışan, her gittiğim yere bana muhakkak eşlik eden Kinkon’a o zamanlar dokunmak ne mümkün! El sürdürmüyor, hatta biz onu da kız zannediyoruz.

Neyse, kapının önüne koyduğum her türlü lüks ve sıcak imkanları patisinin tersi ile iten Lulu hanım, illa ki kartonu tercih etti. (bakınız alttaki resim)
Gündüzünü burada geçirmeye başladı, akşam olunca gizli yuvasına çekildi.
Ekmek elden, su gölden hayat devam ediyorken, erkek kediler ziyaret etmeye başladılar bunu.
Bu hemen –ben- halayığını! çağırıp sefil yaratıkları kovdurdu bir süre.
Resmen değişik bir ses tonu ile bana sesleniyor, ben gelip “pist” diye onları kovuyorum. Hanımefendi o kovma hareketinin kendine olmadığının öyle bilincindeki, hiç istifini, oturuş şeklini bozmuyor bile.
Bakın bunu Maydanoz hanım bile hâlâ ayırt edemiyor. Bir kediye pist desem o da atlayıveriyor.
Hani Mart kedileri derler ya, yalan.
Bunlar Ocak sonu kedileri. :))

Kar dolu her yer buz olmuş vaziyette,
kedilerin hepsi ayıptır söylemesi çoşmuş, ateşli vaziyette.
Anlamışsınızdır herhalde beni daha fazla utandırmayın.
"Ey güzel Rabbim,bu soğukta, bu canların içine ateş verip ısıtıyorsun, ne Latifsin, Ne Büyüksün" diyorum ben sadece.

Bir gün artık beni çağırmadı Lulu hanım, ben de kaçtım oradan.
Siyah beyaz bir beyle dünya evine girdi, onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine...

Bebeler bir dahaki yazıya.
(Not:  ilk blogumdan bir yazıdır)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aman! Lüks dediği şey, içine örtü konmuş bir kutu en nihayetinde. Ben onu kabul edip, o kadarına razı olabilir miyim hiç?  Asla!
Ben soyluyum. Kraliçeyim. Koltuk istiyorum, kucak istiyorum. Yani net bir şekilde, evin içinde yaşamak istiyorum!

 Lafı çok dolandırmadan konumuza döneyim en iyisi:
 İşte bu bebelerin doğma vakti gelince, bu kadın beni bodrum, ardiye, depo gezdirip yer beğendirmeye çalıştı. "Yoook" dedim, "ben eve gireceğim!"
(Gerçi birincide başaramadım ama kesinlikle vazgeçmedim. Yılmak yok, mücadeleye devam!)

Bu arayışlar sırasında bahçenin o zamanki köpeği  Shavi beye şöööle dört patimi acıp, havada uçarak bir kaç kere saldırdım.
Garibim hiç zararsızdır, hatta bizi korur, kollar. Ama neme lazım, ilk kez anne olacağım, bu tepkilerim gaaayeet normal. Şaşırmayınız lütfen. O bir köpek sonuçta. .
Gerçi aylar sonra, gözünün önünde ölen bebeciğime bağıra, bağıra yine o ağlamıştı.  Şimdi bunu hatırladım, saldırdığıma pişman oldum bakın.

Bu arayışlar sonunda merdivenle inilen güvenli bir bodrum girişini beğendim, koyduğu kutuya mutlu mutlu yerleştim. Bu hanımefendiciğim de başımda bekliyor, nasıl yardımda bulunacağını da bilmez. Canımın içi, git sen, ben gece doğuracağım aaa!

Bebeler doğduktan 2 gün sonra, onları ev kapısının  yanındaki minik ardiyeye taşıdım. Oraya hangi aralık girmeyi becerdiğime şaşıp kaldılar. Halbuki birlikteliğimiz süresince bu konuda daha çoook şoklar yaşıyacaklar, haberleri yok.
Banyo penceresi bu ardiyeye açıldığı için sürekli kilitli olmak zorunda imiş. Orası ise  çıfıt çarşısı gibi çok dolu. Benim minicik bebelerimi hangi noktasına gizlediğim belli değil. Ararken bebekleri incitebiliriz endişesi ile kurcalamadılar. Kapıyı uzun bir zincirle aralık kalacak şekilde kilitlediler. Ben rahatça girip çıkabildim.
Size eve kaçak giriş noktası tarif etmiyorum, yanlış hayallere kapılmayınız efendim!
Artık bu evde ikamet etmiyorlar, taşındılar. Bu taşınmaya ben şahit olmadığım için size başka kediler anlatacak bunu.
Benim doğum yaptığım eski kutuma, bir hafta sonra  pisiannem doğum yapmış. Karşı evde oturan insanNenemizin kedisi o ve çok kibar, terbiyeli olduğu için başka türlü sevilir. Kedilerin evliyası derler ona.
Lakin pisiannem, yavruları bir aylıkken kayıplara karışmış maalesef. O bebeleri emzirmem için bana getirdiler. 'Bak bunlar senin kardeşin sayılır' dediler.
Kesinlikle reddettim! Göğüs benim, beden benim. Asla olmaz, katiyetle olmaz.

Çaresiz onları bu hanım beslemeye başladı. Ayrıca her gün anne sevgisinden mahrum kalmamaları için onları kucağında uyuttu.

 Aradan bir hafta geçti. Baktım beni kandırıyor; bu bebekler pisiannemin filan değil, onun.
"Hanımefendiciğim" dedim. "Bunlar benim bebeğim deseydiniz ya baştan. Sizi mi kıracağım, tabi ki onları da emziririm ben"
                 
evlatlıkları ilk kabul ediş anım
                                                             

Böylelikle üç doğurup, altı bebek emzirmeye başladım. Veteriner babacığım bu sebeple benim özel besiye alınmamı hususiyetle tavsiye etti. Bana tavuklar aldılar, evin içinde yedirmek istediler. Ben onları ağzıma alıp yavrularıma taşıdım. Bunun üzerine bahçeye daha bol mama koymaya başladılar.
Tataaaaaammmm! Farkındasınız değil mi?
Kedili teyze olmanın taşları bu şekilde konmaya başladı işte.
İnsanDedemiz epey önce vefat ettiği için, artık o evde balık yoktu. İnsanNenemiz her zaman bahçeye yemek koyuyor tabi ama o da sebze ağırlıklı beslendiği için. Anlıyorsunuz siz beni.
Bu bahçede tavuk vs. güzel yemeği gören geldi, gören geldi. Artık her birinin hikayesini size ayrıntılı anlatır belki.
doğurduklarım ve evlatlıklarım ile. oğlan bebelerin bir kısmı.
Bu arada, bizim isimlerimiz konusuna da değineyim bir miktar.. Bizimkilerin o zamanlar mini mini tatlı bir tıfıl olan sevgili insan yeğenleri, kardeşim ile bana bu isimleri takmış.
Lulu çok sevdiği çizgi film karakteri imiş, ben bilmem tabi, kimdir, neyin nesidir bu Lulu? Üstelik bu Lulu hanımın ucu dantelli donu arada sırada gözükürmüş. Bakın bu özelliği bana hiç uymuyor ama adımı seviyorum. Yakışıyor bana.
Ayrıca "Maydanoz" isminden çok daha zarif olduğu gerçeğini de yadsıyamayız değil mi?

Centilmen, kibar, tam bir beyefendi olan kardeşime gelince: Kinkon adı pek onunla örtüşmüyor  sanırım. Görüntü olarak yani. Yoksa romantik aşık gorile aykırı bir sözümüz olamaz. Asla.
Zorla delirtmişler garibi, vallahi ben bu hanımefendiciğimin yalancısıyım. 
Zaten bizim ufaklık -insan olan ufaklığı kastediyorum-  tam doğru bir telaffuz  ile KingKong demeyi beceremiyordu. Onun söylediği şekli ile isim çok daha kibar bir hal almış oldu böylece. Kinkon, Kinkon.
Sevgili, yakışıklı Kinkon bey
O kadar nazikti ki benim canım kardeşim. Kedi hayat yasası kurallarınca benim yeni yetişen oğlan bebelerimi bahçeden kovması gerekiyordu.
Kıyamadı onlara -çünkü büyütürken de yanımdaydı, dövmediğim tek erkek kedi idi- kendi gitti. Her nerede  yaşıyorsa huzurlu, mutlu günleri, yılları olsun.
İlk zamanlar; pazarın kurulduğu salı günleri bize bool bol balık kafaları ikram edildiği için, ki çok severdi balığı. Geldi.
Tabi ki biz kediler için günlerin sizin alıştığınız şekilde salı, çarşamba vs. diye bir isimleri yok.  Ama bir takvimimiz var kendimize göre. İşte Kinkon bey (canımıniçi) kardeşim de  salı günlerini = balık günü olarak hafızasına kaydetmişti.
İlerleyen zamanlarda sanırım bu balık işini sahilde balık tutanlara yanaşarak daha geniş zaman dilimine yaydı. Ona da gelmez oldu.  Sevgilerimizi yolluyoruz buradan.
Her nerede yaşatılıyor ve yaşıyorsa, oraya.
------------------------------------
Aradan aylar geçti tabi. Ben 2. doğumumu kapının önündeki kutuda yaptım.  Kapıyı açtıkları anda hemen içeri taşıdım. Zaten bir tane oğlum yaşadı, onu da evde bir keyif, bir oyun, sefa ile paşalar gibi büyüttüm.
20 gün kadar sonra Maydanoz ilk doğumunu yapıp kelimenin tam anlamı ile çıldırdı.

Deli kadın, ne kendin canavar gibi korumaya kalkıyorsun ki bebelerini? Sırtını bu iki ayaklılara daya, rahat et. Gönüllü köle bunlar, farkında değil misin?

Neeeyse: biliyorsunuz artık, o hikayesinde kendi anlattığı gibi, bodruma taşındı. O mutlu, ben mutlu. Evi ele geçirme planlarımı adım adım uyguluyorum gördüğünüz üzere.

Bebişim 10-15 günlük olduğunda ben 2. kızanımı yaşayıp bir gün eve gelmedim. Bu kadıncağız bi telaş beni arayıp, koca armut ağacının üstündeki düğünümü bastı. Halbuki ben evden çıkarken bebemi yeteri kadar emzirmiştim. Her şey gayet normal, seyrinde yani. Boşuna telaş yapıyor.
                                                   
Düğünüm. (okla işaretli olan benim.:) diğerleri damat beyler)

Geçen sene çok gençtim, biz kediler genellikle ilk sene tek doğum yaparız. Eh bu sene bir yaş daha büyüdüm, malum.
Maydanoz'suz evde yan gelip, keyif yapıp bir yandan yeni yavrularımı beklerken, oğlumu seve, okşaya büyütüyordum.

Kuyruğunun ucu beyaz renkte, bir smokin kedi olduğu için ona  'Benek' dediler. Çok fırlama, çok akıllı, süper becerikli olduğu içinde adı oldu Yamanbenek. Bir tek bebeği büyütmekten kolay ne var? Her türlü hünerimi, avlanmayı, savaşmanın kuralları aktardım ona. Bu süreçte sık sık oğlumu bahçeye çıkarıp dış dünyayı iyice tanımasını da ihmal etmedim tabi.

Bir gün patilerimi bu kadının kucağına koyarak endişeli bir yüz ifadesi ile, Yamanbenek'in artık tuvaletini kendi yapacağını haber verdim.
Fakat  "Kedice" yi henüz çok iyi bilemiyordu. Anlamadı beni. Gerçi artık ustası olmuş ama o zamanlar kedice'si bu kadar ileri seviyede değildi.
Oğlum biraz sonra koltuğun üstünde duran bir yığın gazeteyi sulayınca, uyandı tabi.
Onu bir kutuya koşturdu.  "Nooluyoruz" dememe kalmadı, şaşkın bakışlarım arasında tuvaletini oraya yaptı. Aaa halbuki ben ihtiyacımı görmeye dışarı çıkıyordum. Göstermişlerdi ama anlamamışım, çocuğumdan öğrendim iyi mi?
Yararlı bir alet. Sevdim.
Yamanbenek tuvaleti hemen öğrendi ama kurumama kabını da kaç sefer tuvalet olarak kullanmaya kalktı. Onları hiç bir zaman yemek olarak kabul etmedi. Bu da ayrı komik bir durumdur. Yazmadan geçemiyeceğiim.
Zaten bu hatunun pişirdiği tavuklardan çalıp, halının üstünde oğluma ikram ediyordum. Bir anne için çocuğunun yemek yemesini seyretmekten daha güzel ne olabilir ki?  Bu sağlık demek çünkü.


Son bebelerimin doğum zamanı gelmişti.
Aramızdaki savaşı ben kazanmıştım. Çaresiz bu evin kedisi olarak kabul etmek zorunda kalmışlar ve doğum için bana bir kutu hazırlamışlardı.
Fakat ben onu beğenmedim.
Bir sebebi yok. Canım o kutuyu istemedi sadece, bunda tuhaf olan bir durum yok yani.

Evin delikanlısının sürgülü kapaklı dolabına gittim.  Kazakların yanında doğuma başladım. Tetikte bekledikleri için ortadan yokolmamı hemen farkedip, beni buldular ve kutuya taşıdılar. "İstemeeeemm" dedim ama kapıya dayanan 2. bebem mecburen orada doğdu.
İki bebemi de alıp salonda Yamanbenek'le yattığımız örtümüze gittim, artık buna itiraz etmediler. İki bebemi de burada doğurarak istirahate çekildim.
Oğluşumda 'bu örtüde artık bana yer yok' diye düşünerek ayak ucumuza kıvrılıp uyumuş.
son doğumum :(

Bundan sonraki günlerde sürekli bu ruh halini yaşadı benim güzel ESKİ oğlum. Tek olduğu için oyun arkadaşı yoktu, benim yeni meşguliyetlerim vardı. Yine de arada onu da yalayıp temizledim.
Kendini yalnız hissetmek -ki yalnız değildi asla- onu ağır depresyona sürükledi, içten içe kendini yedi, bitirdi. Evdeki insan kişiler onu yaşatmak için çok çırpındılar ama nafile. Bir ay sonra ebedi aleme gitti ESKİ oğlum. Buna çok çok üzüldüler tabi.
Ben mi?
Unuttunuz galiba. Ben kediyim ayol.
Aynı evde olmasak zaten onu çoktan yanımdan uzaklaştırmış, unutmuştum bile.
----------------------------------------------------------------------------------
 Her canlı Allah ona ne kadar ömür biçti ise onu yaşar. Şunu bir öğrenemedi gitti insanoğlu. Biz cennet toprağı olacağız her türlü, siz kendi akibetinize kafa yorun asıl.
-----------------------------------------------------------------------------------


Tarih tekerrürden ibarettir biliyorsunuz bunu. Bir gün yine patilerimi kucağına koyup, endişeli bir yüz ifadesi ile yavrularımın tuvalete başlayacağını haber verdim.

Bu sefer anladı. Anladı fakat daha bir ay olmadı diye konduramadı.

Ah hanımefendiciğim, Yamanbenek tek çocuktu, onun ki bu sebeple bir ay sürdü. Bunlar ise dört çocuk, insaf ediniz lütfen. Def'i hacet yiyorum sonuçta. Dört ile bir eş midir birbirine? Cık cık cık!
Biraz sonra benim bebeler koltuk ile duvar arası boşluğu sulayınca, evde hemmeeen büyük bir faaliyet başladı.
Bahçeye güzel bir malikane inşa ettiler, bizi oraya yerleştirdiler.
Amanııın dostlar, evden çıkarıldım!
Benim için hiç bir malikane, onların fakirhanesinin yerini tutmaz!
Eve girmenin mücadelesini tekrar mı vereceğim ben?

Biraz kuruntulu bir tipim sanırım, istediğim zaman girebildiğim bu eve 'beni alacaklar mı' endişesini niye taşıyorsam? Fotoğraflarımda bazen bu ifade varmış , bu hanımefendiciğim öyle söylüyor. Halbuki beni içeride sandıklarında dışarıda, dışarıda zannederken de içeride olup az şaşırtmadım ev halkını. Nereden girip çıktığıma akılları ermiyordu. "Ecinnilere mi karıştı bu pisi" diye hakkımda az espri yapmadılar.

Bebelerim ile bu bahçe serüvenimi size oğlum Melül Peter anlatacak, ben o konuya hiç girmesem mi acaba, bilemedim şimdi?
------
Benim 1. doğum bahçenin içinde, 2. doğum kapının önünde, 3. doğum evin içinde olunca, bunlar artık iyice endişelere gark oldular.
Pisihanımın fendi, onları yenmişti. Bu böyle devam edemezdi.
Benim gibi muhteşem bir anneye nasıl kıyacaklarını konuşuyorlardı aralarında. Çünkü beceriksiz, çocuğunu temiz tutmaktan aciz annelere de şahit olmuşlardı. Ben ise yavrularıma misler gibi bakıyordum.
Fakat yapacak başka bir şey olmadığına karar verdiler. Habire evin içinde doğuramaz mışım niyeyse? Ne mahzuru var ben hiç anlamıyorum.
Bir sonbahar günü Maydanoz ile beni kısırlaştırdılar.
İyileşme sürecinde bazen evde durdum, bazen onlardan şiddetle kaçtım.
Sonrasında artık ev kedisi olarak eve döndüm. Ama bakalım ben artık bu evin kedisi olmak istiyor muydum?
Eskiden eve girmek için ısrarcı, kararlı, azimli, inatçı, hırslı olan ben. Zor ikna olan onlardı.
Şimdi roller değişti:başıma bir şey gelecek korkusu ile beni eve sokmaya ısrarlı, kararlı, azimli, inatçı olan onlar. İstemeyen benim.

Çünkü boş gezenin boş kalfası amaçsız bir hayat sunmuşlardı bana. Böyle yaşayamazdım, acilen bir meşgale bulmam gerekiyordu.
'Pisi pisi Julia' ameliyat sonrası güzel yemek yemeyi takıntı yapmıştı kendine. Daha öncesinde yeter ki bu hanımın kucağında olsun, yemek filan gözü görmezdi halbuki. 'Carrefour' pisi hanım ise sevilmelere asla, asla, asla doyamaz olmuş. O da insanları takıntı haline getirmiş.

Niye şaşırıyorsunuz ki? Artık çoluk yok, çocuk yok, kızan yok, koca yok, ot gibi bir yaşam! O boşluğu dolduracak bir şeyler olmalı. Biz insanlar gibi kitap okumayı, resim yapmayı vs. bilmiyoruz doğal olarak.
Bir kedi en çok ne işe yarar? Özellikle insanların iyiliğine olan bir amaç? Sizce ne olabilir? Ne??
Bildiniiz! Fare avcısı!
Ben de bunu takıntı haline getirdim.

 Şu meşhuuur kötü dobermanın... Efendim? Kimmiş o haberiniz mi yok?
Hıııım, onu asıl anlatan pisiler benden sonraki hikayelerdeler. Bırakayım onlar anlatsın, ben o konuya bulaşmayayım çok fazla. Gerek yok. Meşhur olduğunu bilin yeter.

Bu köpeğin bahçesine herkesler balkonlardan yemek attığı için, bol çöp yemek ve eşlikçisi fare var orada. Bana lazım olan kısmı burası.
Kıymetli ve güzel totomu, 'gel beni ısır' der gibi bahçe tellerine dayayarak mazgal deliğine kitleniyorum. Fare bekliyorum, avlıyorum. Sağa, sola hediye ediyorum. Ee pisilik vazifesi bu, benim için gayet doğal bir hareket.
Fakat bu sevgili hanımefendiciğim de benim güzel totomun derdine düşmüş vaziyette. Ya bir şey olursa imiş?

Onu bilmem ama, dobermanın gezintide olduğu sırada yemek yemek için bahçeye girdim bir gün. Oğlum Melül Peter de peşimden gelmiş. Köpek yuvasına dönünce ben arkama bile bakmadan vıııınnn. Oğlum kaçamayıp, kuyruğunu kaptırmış, ben onun için savaşmamışım. Buyurun buradan yakın!
Bizim korumacılığımız bebekken, onları salana kadardır. Artık 1 yaşına gelmiş bir koca dana ile benim ne alakam olabilir? O kendi başının çaresine bakacak! Kedilik hayat kanunu bunu gerektirir.
Aynı evde yaşıyoruz diye yalıyorum, temizliyorum arada. Onu çocuğum olarak hatırladığım için değil.
Şunu öğrenin artık, aa kızacağım bakın!

Oof neyse! Beni korumak için 'tellere bir paravan koyabilir miyiz' diye izin istediler, cevap 'hayır' idi.  Çünkü onlar sadece kendi köpeğinisevengillerden.  Diğer canların hiç bir önemi yok onlar için.  Halbuki bu amme hizmetim en çok onların işine yarıyor.
Benim kendi evim tam o noktada değil. Üstelik bizim o bol kedili bahçemize fare girebilmesi için yürek yemesi lazım.
Yengemiz de dedi ki: "ev onların, istedikleri tasarrufda bulunmaları gayet doğal. Hakları."
Eeh.  Öyle olsun bakalım.

Tam o günlerde, bizimkilerin kedi sever bir arkadaşı kırlık yerde yaşıyormuş, çatı arasında bayağı iri bir kuyruklunun tıkırtıları geliyormuş. Kedileri de kaybolmuş maalesef. Avcı bir yavru kedi var mıymış?
Diye sormaz mı!
Bu fırsatı kaçırmadılar. "Ooo yavru büyüyecek de, sizin işinize yarıyacak. Uzun zaman ister bu. Biz sizin gibi iyi insanlara hazır avcıyı verelim. Yoksa başına -ay pardon totosuna-  bigün bir şey geliverecek diye her gün kalp çarpıntısı yaşamaktayız!" dediler hemen.
"Oluuur" cevabını aldılar tabi ki.

Bana da söylenen şu:
"Hadi bakalım, sınıf atlayacaksın. Havuzlu villaya terfi ediyorsun"
Tövbe Estağfirullaah!
Havuz benim çok umurumda imiş gibi.

Benim için önemli olan:
1- fare olması
2- evde karıştıracak kız çekmeceleri olması.
Bunların ikisi de var mı orada? Var. Sorun yok o halde.

Sahi siz bilmiyorsunuz, bu evde en çok hoşuma giden şey bu hatunun çekmecelerini karıştırmaktı. Yatak odasının kapısını açık bulduğum an, hemen içeri süzülüp sadece onun çekmecelerini boşaltırdım.
evet. benim marifetim.


 Öyle ki: altı çekmeceli konsolun sadece üçüncü çekmecesi ona ait mesela. Elimle koymuş gibi bunu bilir ve sadece onu açardım.. bu başarımın arkasından çok mutlu bir şekilde gelip salonda yatardım.
Bunu nasıl bilebildiğime pek şaşırmışlardı ama bence asıl tuhaf olan şaşırmaları.

mutluyum, mutlusun, mutlu.

Bir gün beni almaya geldiler. Bu hatunum da arabaya binip bizimle geldi. Amacı o eve uyum  sağlamamı kolaylaştırmaktı. Alışık olduğum koltuk örtüsü ve üzerinde yatmayı çok sevdiğim otantik kilimi de yanına almış.  Daha sonra kilimi geri aldı tabii.
Bütün evi, üst katı, odaları gezdi.  Yabancılık çekmemem için bu eve kokusunu bıraktı bana.

Bir süre sonra yeni evden, eski eve haber uçtu. Sabah herkes uyurken yatak odasına süzülüp bu evin hanımefendisinin çekmecelerini boşaltmıştım çünkü.
İçleri rahatladı.
'Tamaaam' dediler. 'Asayiş berkemal, uyum sağlanmıştır'.
Dobermanın korkusu olmadan yeni, yepyeni bir yaşam.

Gerçi evin iki oğlu değil, iki kızı olsaydı; boşaltacak çekmece sayısı çoğalsaydı ne güzel olurdu ama... Olsun.  Buna da şükür.


                                              veee isim annem  Küçük Luluu :)

19 yorum:

  1. Bunlar kesinlikle kitap olmalı!
    Zavallı Maydanoz ya 😢

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah inşallah Nilgün hanımcım. Ağzınız bal yesin.
      Maydanoz o ardiyede çok huzurluydu. Sonrasında eve dönmüştü ama...
      Fotografları koyarken de hep siz aklımdaydınız. Çoğu küçük boyutta. Yeni yüklemedim, eski blogda paylaşmışım, arşivde vardılar. Çalınmasınlar diye küçükcük hale getirmişim. Çalınıp nette gezen fotografım var çünkü.
      Eski cdlerden tekrar bulup, biraz daha büyük boyut yükleyebilirim inşallah.
      Sevgilerimi yolluyorum.

      Sil
  2. Sürteş kelimesine bayildim!!! Ben de kullanacagim!!! Bir de mart kedisi lafi hakikaten kediden anlamayanlarin uydurmasi; ocakta olup bitiyor o isler, mart ortasinda dogum bile yapiyor pisianneler. Cok zevkle ve lezzetle okudum abla, agzimda mis gibi tat kaldi ohhhhh ����������

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. canııım, çok teşekkür ederiim okuduğn için, içimi pırpır ettiren güzel sözlerin için.kalp,kalp,kalp en kocamanından.
      Ve çok haklıısn, benim 14 şubatta doğan bebelerim bile olmuştu.
      mart ayında 2.kızanı yaşıyorlar kızlar.o bağrışmalar erkek kedilerin birbirine poz atması. mart ayında nasıl denir, bitleri kanlanıyor galiba. :D itfaiye sireni gibi bağırıyorlar işte. :D :D :D

      Sil
  3. Günaydın Merhaba beni düşünüp mesaj yolladiginiz için çok teşekkür ederim 😊 Güne çok güzel bir yazı okuyarak baslamama vesile oldunuz. Bir kez daha harika bir hikaye kaleme almışsiniz okurken cok keyif aldım maydanoza üzüldüm Ama o kendine yeni yaşam alanı bulmuş yamanbenekli ise içimi çok Burktu. Güzel yazılarınızın devamı bekliyorum ve umarım bir gün kitap raflarında da görürüz diyorum.
    Çiğdem Aksu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, asıl ben teşekkür ederim okuduğunuz için, güzel sözleriniz için. :)

      Sil
  4. Hiiii ay çok tatlış bunlar! Nasıl özel hayvanlardır şu kediler. Sevmeyen, ilgilenmeyen bilemez. Kocaman sevgiler kedili teyze ❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kedi sevmek ayrıcalıkdır, haklısınıız. bahçeli bir evin orduları ve hayat hikayeleri dolu burası. :)
      bizden daha kocaman sevgiler size efendim. Hoşgeldiniiz ve bu sefer Cano'nun burnundan öperiz. (diğer cevapta patileri öpmüştük çünkü)

      Sil
  5. Hikayelerinizi yeni okumaya başladım.. aslında daha ilk okuduğum hikayeniz bu.. bence bu bir hikayeden çok öte. Bir yaşam olmuş hayatınızda... söylemem gerekirse çocukluktan beri kedilerden uzağım daha doğrusu çocukken o kadar çok sevmiştim ki onları anlatamam, sonrasında ailem işte diyelim.. her aile sizin kadar koca yürekli davranmıyor yada sizin gibi kimse duymuyor onların sessiz çıktıklarını.. onların sesi, annesi yoldaşı olmuşsuzun. onlara bir aile olmuşsunuz, kutlarım sizi. ortaya çıkan bu yazılar "onların,sizlere yaşama ortaklığının güzel anıları " benim düşüncem. ne kadar güzel bir anlatım ve üslup kullanmışsınız .. hem eğlenceli hem bilgilendirici..mart olayını *ilk* sizden duydum desem daha doğru olur mesela..
    Çok teşekkür ederim böyle bir hayata göz atmamıza yardımcı olduğunuz için.. en içten dileklerimle mutlu kedili günler dilerim...
    *Çocukluk kedileri*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim ilginiz, okumanız ve güzel yorumunuz için. 53 yaşındayım kedilerin -bu kadar yoğun olarak- hayatımıza girmeleri çok çok eskiye dayanmıyor yaşıma göre.bahçeli eve geçtikten sonra yaşandı buaradki hikayeler. sizin içinde her zaman umut var demektir :)
      eşim veteriner olduğu için, evet bizde çeşit çeşit canlılarla yakınlığımız daha fazla. apartmanda otururken 30-40 civarı muhabbet kuşumuz vardı mesela. bir oda onlara aitti. annesinden ayrılanlar gelip saçlarımın içine gizlenirdi. :)
      yalnız bu blogu ilk açış amacım,sadece kendim için şimdi olmayan kedilerimin hatıralarını yazmaktı. yani en aşağıdaki hikayeler eğlendirici olmanın yanında sonları hüzünlü. ama okuyucularım olup, acı sonlara çok üzülünce herkes,rotamı değiştirdim.
      aman diyeyim, okumadan önce bunu söylemiş olayım size.
      inşallah bir kitap projesi olabilirse, hepsinin sonu mutlu bitecek. :)

      Sil
  6. Merhaba yeniden... ilk başta size yorum yaparken anonim olmuştum ama bunun güvensizlik getireceğini düşünüp bende bir blog açtım. Yanlış anlamayın burda sizin üzerinden blog reklamı felan yapma niyetim yok sadece siz burda yaşamışlıklarınızdan bir parça sunarken benim gizli olmam hoşuma gitmediği için.. zaten anlatabilcek sizinki gibi yaşanmışlıklarım yok. Benimki sadece çocukluktaki hayvan sevgisini geri kazanmak..
    Anladığım kadarıyla hayvanların içinde büyümüş biri değilsini. Taki evleninceye kadar.. ben ise tam tersi çocukluğumdan beri hayvanların içindeyim yaklaşık 5-6 yıldır hayvanlar dan uzak kaldım ama doğduğumda hayatımda tavuklar,hindiler,civcivler vardı dahada büyüdükçe inekler vs felan girdi çok uzattım kusura bakmayın.. daha yeni maydonoz hanımı okudum ve yorumuma cevabınızı fark ettim.. gerçekten üzücü bir son olmuş onun için tabi ben ölüler için ağlamayı pek tasvip etmeyen bırıyım "onlar rabbimin yanına gitmiş oluyorlar " yas tutulur elbet ki sizin tuttuğunuzada eminim.. anlatış üslubunuzu gerçek anlamda çok beğeniyorum. İnşallah bir kitabınız çıkarda okuma şerefine nail olmayı çok isterim ki bence rotanızı değiştirmeyin hayatta bu gibi gerçeklerin olduğunu utmamız gerekiyor benim düşünceme göre tabi sizin kanatiniz daha mühim bu konuda bu sadece benim düşüncem tabiki neyse çok uzatrığıma eminim..:)

    Sizlerin ellerinden kedilerinde gözlerinden öperim..:*
    *Çocukluk kedileri*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aa ne demek, rica ederim üzerimden reklam yapmak değil bu kesinlikle. keşke benim çok okuyucum olsa da sizi daha çok kişi görse. bloglar böyle böyle çevre ediniyor zaten.
      ve anonimleri güvensiz bulanlar, yorumları anonimlere kapatıyor. ben facebook ve instagramdan gelip blogu olmayanlar için açık bıraktım o şıkkı. ama giriş yapan çok, yorum yazan pek az. bu yüzden yorumlarınız beni çok mutlu etti.

      instagram uzun yazı yazmaya izin vermiyor. fotograf altına belli bir sınırda izin var. ben de Lulu'yu eskisi gibi uzun uzun yazmak istiyordum. çünkü o kedilerimin arasında bir efsane idi. bu yüzden uzun uzun buraya yazdım.
      sayfamı incelediniz sanırım, başlıksız bir yazı var, o acıklı sonlara kızanlara benim kızdığım.
      fakat sonra Sezgin Kaymaz'ın Lucky kitabını okudum. sadece bir roman kahramanı olmasına rağmen kitabın sonu beni de çok çok üzdü. o zaman insanlara hak verdim. kaldı ki benimkiler hayal ürünü değil, gerçek canlar. fikrim bu yüzden değişti.
      bu akşam güzel yorumlarınız ile beni sevindirdiniz. bol kedili güzel bir ömür dileyeyim ben size :)
      ve evet ailem köy kökenli, yazlarım epeyce köyde geçti sayılır. ama evimiz şehir merkezinde idi. ben de örümcek görse havaya sıçrayan biriydim. bizimkiler hiç "saçmalama" demedi bu konuda neden bilmem?
      eşimin veteriner olnası bana tam bir sürprizdi. ben ya kitapçı, ya dondurmacı kocam olsun isterdim daha küçükken. ciddiyim. :)
      bizde pisiler ile beraber size koccamaaan sevgilerimizi yolluyoruuz. :)

      Sil
    2. Aslında doğrusunu söylemek gerekirse çocukluk hayalim veteriner olmaktı hayvanlari aşırı derecede çok seviyordum.. sonra çocuk aklı ile onları iyileştirmek yerine daha çok zarar vereceğimi düşünüp bu hayalden vazgeçtim yada onlar acı çekerken dayanamayacağımda pek tabi sebepler arasında.. bence siz çok sanslısınız böyle bir şey hayatınıza boyut kazandırmış..
      Evet blogunuzu birazcık inceleme fırsatım oldu (aslında hepsini okuyup bitirmemek için zor dayandım :))
      O kitabı bende çok sevdiğim birine hediye ettim ama hiç okumaya fırsatım olmadı, zaten o kadar duygusal bi sonla bitiyorsada okuyamam .. ama o kitapta olduğu gibi hayallerin altında da bir gerçeklik payı vardır o yüzden bu konudaki düşüncenize saygı duyuyorum..:)
      Ayrıca Yorum yapmak benim için bir keyif. Düşünceler paylaşılınca bir önem arz eder pek tabi..
      Söylemeden edemicem annem ve babam köyden şehire gelmiş insanlar belli bi dönem bunun belirtileri vardı. Ben çok sonralarına rast geldim.. bizdede sizde olanlarım tam tersi gerçekleşirdi "küçücük bir böcek bundan mı korkuyon" diye alfa konusu olurdum..:) o yüzden hayvanla ra karşı pek cesaretliyimdir aslında ,sadece mesafeler işte diyebilirim..

      Kedilerin günlüğünden iyi geceler kopsun başucunuza .. :*
      *Çocukluk kedileri*

      Sil
    3. kusuruma bakmayın lütfen cevabım gecikti.telefondan girmiyorum bloga, malum ihtiyarım :P oradan görmek ve yazmak çok zor geliyor.
      kesinlikle şanslı olduğumu hem de çok şanslı olduğumu düşünüyorum ben de. çocukken annanemin ineklerine çobanlık da yaptım, köyde köpek doğal olarak vardı. onları da çok besledik filan ama hiç birine el süremezdim. :)kedi ise ne köyde, ne de evimizin önü yemyeşil çocuk parkı olmasına rağmen pek kedi yoktu. yani en azından dokunamadım ama hiç bir zaman hayvanlara zarar vermedim, buna da ayrı şükrediyorum.
      sonra orta birde yatılı okurken okulun kedisi her gece ille benim yatağıma girmeye kalkardı ve sonunda gündüz doğumunu benim yatağıma yapmıştı. çok dağınık ve kanlı bir tablo hatırlıyorum ki şimdi hiç öyle doğum görmedim. bu olay da beni bir süre daha uzak tuttu kedilerden. ama onlar bana sık sık yaklaşmaya çalıştılar galiba. :D :D
      teşekkür ederim çok güzel bir son cümle yazmışsınız. bayıldım. :)
      ve yaşınız genç sanırım, hala olabilirsiniz veteriner. mesleğiniz ne bilmiyorum ama.

      Sil
    4. Beğendiğinize sevindim.:)
      Hala okuyorum daha ne olacağıma karar vermiş değilim. Ama sanırım veterinerlik benim çocukluk hayalim olarak kalacak gibi..
      Ben orta okuldayken yaşadığınız tamamiyle ilerinin küçük bir yansıması gibi olmuş sizin için tabi Böyle bir şey ufak çaplı bi tramvaya neden olmuş olabilir gerçekten ki benimki öyle olmuştu. Sizi anlayabiliyorum :) ama kediler sizi hic yanlız bırakmamış bence sizde büyük bir ışık görmüsler gibi..:D:D
      Ayrıca estafurullah hiçte ihtiyar değilsiniz. Kendinize haksızlık ediyorsunuz..

      Bir kedi, mırılsı rüyalarınıza eşlik olsun ..
      *Çocukluk kedileri*

      Sil
  7. Ya okumaya doyamiyorum... Kedilerin kendine özgü takvimi, def-i hacet yemek, "her turlu cennet topragi olacaklari".... Abla sen cok yaşa ve cok yaz lutfen.... "Düğünüm" adli fotografi da yeni mi ekledin yoksa ben mi atlamistim da yeni gördüm... Harika tek keilme ile!!'n ❤️💕❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canımsın beniiim. Asıl harika olan sensiin ❤️💐❤️ Beni öyle güzel teşvik ediyorsun ve tatlı sözlerinle o kadar mutlu ediyorsun ki. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum inan. ❤️😍
      Düğünüm fotosu vardı, 'düğünüm' yazısını yeni yazdım. Fotograflar hep eski blogun arşivinden. Çalınmasın diye öyle küçültmüşüm ki o zamanlar. Şimdi sayende azıcık daha büyüğünü yükledim. 😂 Kinkon'un fotografı yeni, ilk paylaştığımda koymamışım. 😘
      Dini kaynaklarda her türlü hesap görüldükten sonra hayvanların toprak olacağı yazar. Yani melek filan olmaz. Ve böyle demek çok sakıncalı zaten.(bu hristiyan inancı) Çünkü hiç bir canlı melek olmaz. Melekler nurdan yaratılmıştır, çok farklı özellikleri vardır.
      Ve cennete girebilen mümin kişi kesinlikle meleklerden çok daha üstündür, melek oldu demek hakarettir aslında. Çünkü nefis mücadelesi sonucu cennete hak kazanmıştır. Melekler ise imtihana tabi tutulmaz.
      İşte eşim keşfetti, bu sonuca vardı ki. İnşallah doğru olduğunu ümit ediyoruz.
      Mahşer, hesap günü kıyametten sonra ya, yani dünya yok artık. Dünya toprağı olmayacaklarına göre. Cehennem toprağıda asla olmazlar. Günahsız canlar çünkü.
      'Olsa olsa cennet toprağıdır' dedi eşim. ki, bence de haklı.
      O zaman onlar her zerresi ile orada huzur ve mutluluk içinde olacaklar. Cennete girebilen sahipleri de (inşallah, inşallah) orada bütün duyular, algılar, hisler en mükemmelinden açık olacağı için, birbirlerini her hücresi ile hissedecekler. Yani sonsuza kadar beraber olacaklar diye bir sonuca vardık. Rabbim bilir doğrusunu tabi.
      Of ne uzun yazdım. Cennet toprağı sonucu yeni farkettiğimiz bir şeydi. Sayende o konuyu da yazmış oldum. ❤️❤️❤️❤️❤️❤️❤️❤️❤️

      Sil
  8. Kedilerin Teyzesi, bir gün dileğin yerine gelecek buna en çok kediler sevinecek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. inşallah Ayşe'cim. onlar ne kadar sevinir bilemem ama ikimizin dilekleri gerçek olsun inşallah :)

      Sil

Miyaaaavv dedi kedilerim :)