2 Aralık 2013 Pazartesi

Aah Melül'üm Peter'im (2)

   

Aradan bir-iki ay daha geçti. Ben de böyle bir sıkıntılar başladı, yatınca nefes filan alamıyordum. Bu yüzden de kutunun kenarına boynumu dayayarak oturur pozisyonda uyumaya başladım. Tabi bu şekilde ne kadar uyunursa artık. Göğüs kafesim zorlanmadan dolayı genişledi. Galiba tehlikeli, öldürücü yavru kedi hastalıklarından birine yakalanmışım.
Babamın bir meslektaşı var, bizim gibi riskli hastaların uyutulması gerektiğine inanıyor. Diğer hemcinslerimin selameti içinmiş.  Babam buna şiddetle karşı çıkıyor çok şükür.


Ben de bu arada evde daha rahat ettiğimin farkına vardığım için, kapı minicik aralandığı anda ustalıkla içeri süzülüveriyorum.
Babam dedi ki:
- "Eve girmek istiyorsa girsin, ölecekse de kendiliğinden ve mutlu ölsün."
Tabi bir yandan da bana sıkı bir tedavi  uyguluyorlar. O kadar çok iğne oldum ki, artık şırınga görünce kaçıyorum. Yine de  beni ketenpereye getirip, o iğneyi muhakkak vuruyorlar. Bir yandan da alternatif doğal tedaviler uyguluyorlar.
Fakat benim yaşamamı asıl sağlayan şey;  her zorluğuma  bıkmadan, sevgi ile katlanmaları oldu bence.  Bunun bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği bilimsel olarak ispatlandı zaten. Ben de bunun canlı kanıtıydım.
Eve girdiğim ilk zamanlar görmeliydiniz. Çok az uyuyabildiğim için oturduğum an kafam düşüyor, bir anlığına hemen içim geçiveriyordu. o zamanda iradem dışı arkamdan  ufacıcık kaçırıveriyordum.
Fakat kucaklarına bir kedi çıkmaya görsün, ben de muhakkak o toplantıya katılıyordum. :)

Yine de kucaklarından kovulmadım.  Her zaman altıma kalınca bir örtü koydular, beni o şekilde oturttular. Uyumam için de  koltuğun kolçağına güzel bir minder dayadılar, ben de ona yumuşacık yerleşerek oturur
                                               pozisyonda  rahat rahat uyudum.





    Dediğim gibi;  o mucize gerçekleşti, basbayağı iyileştim ben.  Oynadım, koştum, fare avladım. Bunları hep sevinçli bir tebessüm ifadesi ile çok coşkulu yapıyormuşum. Bu insan annemin çok hoşuna gidiyordu.



Vücud şeklim biraz değişmişti sadece.. Göğüs kafesim bayağı geniş, fakat gövdem sıska, ince uzun bir bey oldum. Sesim ise ergen delikanlıların sesine benziyormuş, çatlak çatlak, kimi ince, kimi kalın. Sevimli bir komikmişim. Öyle dediler. O sesimi en çok annem balık kızartırken iyi kullanıyordum bakın:
 "Çabuk bana balık ver, çabuk çabuuuk"
Napayım ben Julia teyze gibi tezgaha atlamaya kalkmıyorum ya, terbiyeli terbiyeli bağırıyorum.

Ah bir de,  bahçelerimize gelen erkek kedileri kovalamak için o güzel! sesimle bağırıyordum. Ama bundan kimse memnun olmuyordu, N.amca "susuuun, bahçe ikinizin de değil, beniim" diyordu. Annem ise " hayvanı rahat bırak yemek yesin, sen karnını doyurdun değil mi" diyerek kızıyordu. Bu insanoğluna biz kedilerin aklı ermez vesselam.
                                                 Ve daha sonraki yıllarda, yatarak dahi  uyuyabildim

Bir yaşımı henüz geçmiştim. Lulu annem bizim doğumumuzdan sonra Maydanoz teyze  ile beraber kısırlaştırılmıştı zaten. İşi avcılığa, çılgınlığa vurmuştu. Şu meşhur doberman günlük mut'ad gezisine çıkmışken annem onun bahçesine daldı. Ben de peşinden!
Biraz sonra gelivermezler mi?  Annem pııır tabi, kediler iki aydan sonra yavruları için bir endişe taşımıyorlar malum. Dobermanın tasması sahibinin elinde olmasına rağmen beni kuyruğumdan kaptı, havada çevirdi. Sahibi buna bal gibi de engel olabilirdi ya, neeeeeyse!

Eve geldim ben, insan annem yine pc başındaydı. Ona yanaştım, sürtündüm. Kuyruğumu ve kanları farkedince etekleri tutuştu bizimkilerin.  Hemen muayene, pansuman, günlerce istirahat. İyileştim tabi  ama kuyrukta gitti. Şahdım, şahbaz oldum yani.


         Sinirimi, öfkemi  10 santim kalmış kuyruğumla gösterirken siz de gülerdiniz bana.
Fakat insan annem, beni her halimle o kadar güzel buluyordu ki, beni bile çok yakışıklı olduğuma inandırdı. Onun bana verdiği gazla ne çapkınlıklar yaptım, ne çok kızı arkamdan ağlattım. :)


Aslında kuyruk yara hikayem başka şeylere yaradı. Ben şöyle bool bol fışkırtarak kokular saçamadım sağa sola. Zaten benim narkoz kaldıracak bir bünyem yok malum,  zor nefes alıyorum.. Hem kısırlaşmadım, hem evde yaşamaya devam ettim. Gerçi o kokulu madde hep bir damlacık olarak olarak çıktığı için, annem her zaman benim oturduğum yere dikkat etti, sildi. Ve bitmek bilmeyen kokumu, hiç şikayet etmeden her zaman çekti..

Sahi unutmadan söyleyeyim; baktılar Lulu annemi zaptedemiyorlar, o dobermanın  elinde bir de o parçalanmasın diye  sahiplendirdiler. Havuzlu bir villaya terfi etmiş, sınıf atlamış Lulu annem; öyle söylediler.
O gittikten sonra, hep insan anneme koşup beni temizlemesi için kafamı ağzına dayardım. O da  "Ama bizim dilimiz sizin gibi törpülü zımpara değil, temizleme özelliği yok ki. Ben seni okşarım, severim, silerim ancak" derdi bana. Amaan ben de mutluluktan, onun önünde ne cilveler, ne taklalar yapardım.

Bazı günler eve gelmezdim, annem hemen beni aramaya çıkardı. Öbür sokak, öbür mahalle; artık nerede kızana gelmiş bir pisihanım varsa, beni onun başında kuyrukta bulur: "aah ah seni çapkın" diyerek içi rahatlamış bir halde eve dönerdi.

Yine böyle eve gelmediğim bir günün sonrası, ertesi öğlen döndüm. Annem kapının önündeydi, birbirimizi görünce sevinçten gözlerimiz parladı. Benim ona çok ihtiyacım vardı, o benim halimi görünce şok oldu.

Kaza geçirmiştim ve eve çok zor dönmüştüm.
Yine hemen müdahele... Lakin artık çok geç.
Ellerini ittirdim... Şimdiye kadar  üç kedi bu hareketi yapmış anneme.
Yani " üstümde tıbbi deneylere girmeyin. Beni bırakın, huzur içinde öleyim"  demeye çalıştık hepimiz.

Daha önce söylediğim gibi:
doğduğum köşeye yattım
ve gittim...
O en güzel yere....


(Tarih 11 mart 2011) Annem günlerce salondaki örtümü ve minderimi kaldıramamış.
Artık kaldırmak zorunda olduğu zaman da, hatırası kalsın diyerek  fotoğraflarını çekmiş.
Şimdi ise een çok özlediği, en çok hasretle andığı pisi pisisi benmişim. Kulağıma öyle söyledi.



 Aah Melül'lüm Peter'im (1)