5 Ağustos 2013 Pazartesi

İlk kedim Maydanoz Hanım

Maydanoz?????  O da kim?
Bu evde sürekli seslenilen 2 isim vardı. Ben beğendiğimi seçtim! 
Bu evin oğlunun adıymış, orası beni ilgilendirmez efendim! 
Benim saf hizmetçiler uzun süre benim adımı öğrenmediğimi sandılar. Asıl bir türlü anlamıyan kendileriydi. Halbuki ben o ismi her seslendiklerinde koştum;  kucaklarına göğüslerine artık neresi müsaitse, oraya yerleştim. 
Ne kadar geç uyandılar Allah'ım yaaa! Sonunda farkettiklerinde eee el mecbur, bana o isimle seslendiler. Oğlan bu duruma bir kızsın, bir sinirlensin!  Maydanoz adı ona kaldı çünkü.
Bizimkilerin bana Maydanoz takma sebebi şuymuş: Ben ilk kedileriyim  ya; efendim bunlar her açık kapıya, dolaba koşmanın klasik kedi huyu olduğunu bilmezlermiiiş de, 'bu her şeye maydanoz oluyor, adı bu olsun' o zaman demişleeer de.... 
Eee oğullarının huyu böyle değilmiş ki, ne gam! Bana ne, dedim ya orası beni ilgilendirmez! O isim beniim, bu isim de onun olsun! Ben kazandım, ben kazandııııım, ben KAZANDIIM! 
Efendime söyleyeyiim bir Eylül sabahı; ben daha gözlerim bile açılmamış bir yavruyken çocukların elinden kurtardı beni, kurtardı da hayatında kedi ellememiş bir veteriner karısı olur kendisi. Peeeh! 
Ensemden  tutuyor beni, neyse ki bunu biliyor bari ama kucağına asla alamıyor..  Şırıngayla besledi filan. 
Akşama kocası gelince  'Aay bunun annesi bunu arıyordur. Bu kadar küçük yavrular tuvaletini  de kendi yapamaz. Sen karnına masajla yaptıracaksın, yoksa ölür!  Hem bunun piresi vardır şimdi. Aaay benim de alerjim vaar!'  diye iyice gözünü korkuttu kadının.  Pabucumun veterineri sen de! Sen evde niye varsın, ilaçla beni di mi?  
 Gece olunca, annem beni bulsun diye  bir kutuyla karşı otların arasına bıraktılar.
Tam da bulunduğum noktaya yani.

(Halbuki öyle insan kokusu sinmiş bir yavruyu bir daha annesi tanıyıp ta kabul etmez. Bunları yıllar içinde öğrendi insan annem, kocasından daha iyi bir kedi uzmanı oldu sayemde!)
Sabah gün doğmadan kontrol ettiler,  beni alan bir anne filan yok tabii. Hemen eve alıp bakım hizmetlerimi gördüler.  Eve giriş o giriş....

O günden sonra ben onları eğitene,  onlar beni büyütene kadar biraz sıkıntılar çektik elbet.  

Bana Barbi bebek oyuncağı gibi biberon aldılar ve ben tam iki ay ağzıma sütten başka yiyecek kabul etmedim.  Hatta benim babalık,  analığa kızdı:  "sen beceremiyorsun buna yemek yedirmeyi!" dedi. 
Klasik baba muhabbeti işte!.  

Bense dişlerimle kesip tepesini kopardığım biberon emziğim sayesinde sütü lıkır lıkır içtim, keyif yaptım. Niye biliyor musunuz? Çünkü kadın hizmetçim  beni ancak o zaman kucağına alıyordu. Hiç kedi nasıl sevilir bilmiyordu, ben adım adım öğrettim ona . Yaaa! 
Benden sonra  biberonla büyüttüğü kedilere, bana yaptığını yapmadı. Onları hep -anne sıcaklığını yaşasınlar-  diye kucağında, koynunda uyuttu. 
 Yani cefasını  ben çektim, sefasını benden sonrakiler sürdü!..
Halbuki ben göğsünde uyumaya ilk kalkıştığım gün şok olmuştu garibim. 

Annem çok şık uzun etekler giyerdi,  ben de onlar yemek yerken, eteğin altına girip klasik kedi oturuşumla oturmayı çok severdim.  Bu onların da komiğine gider, hatta  yemek haricinde de gazete, kitap, Kuran-ı Kerim okumalarını sandalyede yapardı sağolsun.  Uykum gelince de  sadece burnumu eteğin altından çıkararak  orada uyurdum.

O zamanlar daha gençti tabii,  şimdi haberini alıyorum  ayakları çok şiştiği için sarkıtıp oturamıyormuş.  Kanepe de ayaklarını uzatıp oturunca rahat ediyormuş ancak...Kıyamaam.

Bu arada  ben kedi olduğumu bilmiyorum tabii, hiç kedi görmemişim. Ayna da gördüğüm o farklı, tüylü şeyin ben olduğumdan haberim yok!

 Bir gün eve 3-4 yaşlarındaki yeğenleri geldi. Ben bir şaşır, bir şaşır! 
Hayır bu şey bizimkilere -bana-  benziyor,  ama boyu benim boyuma daha yakın. 
 "Bu garip şey ne" diye çevresinde  döndüm dolaştım, kokladım inceledim.  Aman bu da bir komiklerine gitti, çocuğun anne babasına telefonda anlattılar. Onların da, ben çocuklarına  zarar vereceğim diye ödleri kopmuş. 

Allah Allah! Töbeeeee Estağfirullaaaah ben canavar mıyım? Çatlak insanoğlu işte! Bir kıymetli kendi canları sanıyorlar.  

O çocuğa benim battaniyemin farklı rengini örtmüşler gece,  ee ben de severim sıcacık battaniyeleri; onun ayak ucuna yattım. Hemen " halaaaaa, ben ayağımı uzatamıyoruuuuuum" diye beni şikayet etti. Hıımfsmm!! diyecek çok şey var da,  ben asaletimi bozmayayım şimdi!

 Gel zaman, git zaman;  meğer bizim analık kedi olayını çoğaltmış. Kapının önünde bir anne ve yavruları varmış. Lulu diye biri.
Aaaııııay adını anınca bile tüylerim  diken diken oldu bak!  İsmini de şu misafir gelen yeğen koymuş, en sevdiği çizgi film karakteriymiş. Ben büyürken nerede idin çocuğuum? 

Bu cadı karı 3 yavru doğurmuş ama evlatlıkları ile 6 tane mi büyütüyor muymuş  neymiş? 
Peeeeh, o kendi hikayesini kendi anlatsın! Hiç onunla ilgili çenemi yoramiyeceğim!

Fakat bir akşam, mevsimlerden yaz ve dışarıda fırtınalı bir yağmur var. Bu yavruların bulunduğu noktaya kadar yağmur geldi diye sokak kapısını açtılar. Yaz yağmuru geçene kadar koridorda oynamalarına izin verdiler.

Amanıııııııın bana sorarsanız evi ecinniler bastı! Aman Allah' ım  ufacık, ufacık tüylü bir şeyler yıldırım gibi hareket ediyorlar,  bir saniye durmuyorlar!  Bizimki de kahkahalarla onları videoya çekmeye çalışıyor.  O sürate kamera mı yetişir?  Benim aklım çıktı yerinden,  bana yaklaşmaya kalkana bir tııııısssslııyorum, bir de o yüzden havaya sıçrıyorlar. 
Off neyse 15-20 dakika sonra yağmur dindi de, benim de  kabus bitti!

 Ama böyle böyle ben kapıya, pencereye alıştım biraz.
 Sonra garip bir şeyler hissetmeye başladım, tuhaf tuhaf bir şeyler oluyor içimde.  Bunlar da aralarında konuşuyorlar; tam anlamıyorum ama hem bana kıyamıyorlar niyeyse,  hem "evde kedi nüfusu artarsa ne yaparız" diyorlar filan.
 "Ya neler oluyor"  dememe kalmadı; bir ara gündüz ben evde yalnızken,  penceredeki teli yırtan kocaman tüylü yaratıklar eve doluştu.  Tam bu sırada  evin Maydanoz oğlu bizi basmaz mı?
Hepsini kovaladı, çok dehşet bulduğu bu olayı annesine telefonla haber verdi. Hemen o pencere telini onardılar, beni de evin bahçesine çıkardılar.  Mecbur kalmışlar, neden acaba???
Ortada duran Maydanoz ve koca adayları  :)
Aaay aay o heriflerin hepsi yine çevremi sardı. Bu hem hoşuma gidiyor;  ama hiç alışmamışım bu tüylüler bana dokununca, suratlarını çiziyorum. Bir görseniz  böyle paralıyorum ama nafile, dibimden ayrılmıyorlar. 
 Benim hırçınlığım yüzünden  -belki hamile kalmamıştır- diye ümitlendiler ama ben gün geçtikçe şişmanlamaya başladım.

 Bu süreçte evdeki kedi nüfusu da zaten artmıştı ama ben onlara çok mesafeli duruyordum.
 Lulu cadısı 2. doğumunu yapmış, yavrusu Yamanbenek diye bir ecinni ile içerde. Üstelik yakında yine doğuracakmış. Ara ara eve gelen Boynubükük ve  Roka var.  Ben sadece Roka  küçükken, onunla biraz oynamıştım,  daha doğrusu bol bool kovalamıştım. (yanlış hatırlıyormuşum ama, meğer hep o beni  kovalıyormuş. )

Bir gece karnımda bir ağrılar başladı, benimkiler uyuyor. Tuvalete giriyorum, çıkıyorum ııh ıhh. Bunlar sabah namazına kalkınca hemen telaş yaptılar.  Meğer bana doğum için bir kutu hazırlamışlar ama niye ortada değildi bu MERET!!!

Benim suyum tuvaletteyken gelmiş,  o kadar ki o kumu atmak zorunda kaldılar.  Neyse ben o kutuya yattım, yavrularım gelmeye başladı.  Benim analıkta kuru kuru doğuruyorum diye başımda dua okuyup duruyor. İşe de yaradı yani, hem de  o gün günlerden  Hıdırellez'miş.
Ve tam üç tane oğlum oldu.

Ve beeen kaffayyıı  yyediiim!!!
Evde önüme kim çıkarsa saldırıyorum, benimkiler o zavallıları benden korumak için kucaklarına alıyorlar, onlara da saldırıyorum ama öyle böyle değil! Tırmıklarımla onların kollarını, bacaklarını çiziyorum. Hayır bu fırsatta Lulu ile de şöyle bir kapışsam, saç saça, baş başa bir yolsam da içim rahatlasa bir bahaneyle di mi?  Nerdeee,  onlara sığınıyor adi kaltak,  hiç karşılık bile vermiyor!

Maydanoz oğlan bu duruma isyan etti: "Ev cehennem gibi, burayı normale döndürün. Yoksa ben dayımlara taşınıyorum!" diye bir de tehdit etti.

Bunlar da beni yavrularımla birlikte  kömürlüğe taşıdılar.  Benim analığın hayvansever arkadaşları kızdılar:
 "Maydanoz ev kedisi, (Maydanoz kim yaaa!!!) onu eve geri al." dediler.  Fakat ben o kömürlükte bir rahat ettim, bir rahat ettim sormayın. Çok huzurluydum bir kere. 
Kadın hizmetçim pek oraya uğramazmış, erkek hizmetçim gelip bütün ihtiyaçlarımı karşılıyor. Her gün ben çıkıp biraz dışarıda gönlümce geziyorum. Bu arada yavrularım güvende, oraya başka giren çıkan yok. Oooooh, bundan  alâsı, Şam da kayısı.

Bu arada benim yavrularım hiçbir zaman ecinni olmadılar, bir zerafet ve güzellik abidesiydiler. Bunu da belirtmeden geçmeyeyim.

Bir süre sonra yine o garip hisleri duymaya başladım. Ama bu sefer bahçeye gelen çok kibar, nazik bir beyefendiye aşık olmuştum. Renkleri de tıpkı bana benziyormuş, öyle söylediler. Bir cilveler yaptım ona görmeliydiniz.
Onunla çok huzurlu, kavgasız bir evliliğimiz oldu. 

yuvarlanarak cilve yapan Maydanoz :)
  Ben üç yavru daha doğurdum, bu sefer biri kız, ikisi oğlan oldu.
Aah bu insanoğlu; çocuklarımın isimlerine bile karıştılar. Bırakmadılar ki ben koyayım?
 İlk doğanlardan gri olana Gümüş,  siiiimmmsiyah olana Çitlembik,  tekir oğluma da epey sonra Tekin adını takmışlar.
İkinci posta bebeklerimden  kıza Çıtçıt Hanım demişler.  Bana benzeyene Küçük Maydanoz!! adını takmışlar.  Demek ki kendi oğullarına benziyormuş,  ne diyeyim?

Bir tanesi ise daha isim koymadan pazarın kurulduğu salı  günü  kayboldu. 
Ben  ikinci doğumda artık  kedilere alışmıştım, bu çocuklarımı  bahçede, pencerenin içindeki yuvalarda büyüttüm.
 Benim dolaşmaya çıktığım bir sırada yuvanın içinde kavga etmişler. Benim isimsiz oğlan " küstüm ben size"  diye söylenerek  kapıyı! çarpmış, çıkmış. Herhalde uyumak için pazarcıların arabasına girdi. Gidiş  o gidiş,  gittiği yerde hala yaşıyordur  diye ümit ediyoruz.

O günden sonra benim analık,  pazarcıların toplanma saatinde kedilerin kaybolmaması  için hep sayım yaptı.

Yavaş yavaş kış gelmeye başlamıştı. Ben -ev kızının- artık eve dönmesi gerektiğini düşündüler. Öte yandan  evin kadın hizmetçisi daha fazla ürememi istemiyordu.

Evdeki veteriner bey ise masa başı müdürü olarak mesleğinin insan sağlığı ile ilgili kısmıyla iştigal edermiş meğer. Hayvanlarla daha doğrusu kedilerle, eşi ve benim sayemde ilgilenmeye başlamış. İşin ilginç tarafı ağır hasta vaziyette kediler bunların bahçeye geliyor, tedavi olup başka sokaklarda yaşamaya devam ediyorlarmış.

Hayvanın doğasıyla oynamaya karşı olduğu için emekli olduğu zaman dahi klinik açmamış.
"Şimdi gelecekler: -kulak kes, efendime söyleyeyim kuyruk kes, kısırlaştır-  diyecekler. Ben uğraşamam o insanlarla!" demiş. Ne güzel! Herkes onun gibi düşünceli olsa keşke....Onun sokak kedi, köpeklerine yaptığı hizmet yeter.

İşte o  benim  dışarıda doğal doğal yaşamamı istemiş. İlle eve gireceksem; "ameliyatı ben yapmam (zaten tecrübesi de yok ya) ama kısırlaştır o zaman" demiş.

Belediye şehirde otobüs dolaştırıyor,  belli günlerde bu işi ücretsiz yapıyormuş meğer.  O otobüsün bizim buraya geldiği gün, koydular beni sepete, oraya gittik. Orada beni  bir fileye aldılar.
Aaayyy aay, o sırada otobüsün kapısından köpekler bakıp bakıp,  hatta içeri  girmeye de kalkmaz mı?
Onları da ameliyata getirmişler, arabadaki veteriner günlük dezenfekte edilmiş  malzemesi sayısınca  ameliyat yapıp dururmuş.
KOORRKTUUUM, çok korktum. O sırada popomu bir şey ısırdı, içim geçti benim. En son gördüğüm, üstüme gelen köpeklerdi.
(1. hata!)
Neymiş, onlar uysal sakin köpeklermiş. Üstelik zaten köpekler genel olarak kedilerden daha yumuşakmış ta, huysuz olan bizmişiz. Biz kuyruğumuzu savaş için, onlar ise  dostluk için sallarmış. Dilimiz farklıymış yani! Biz kuyruk sallayarak onlardan kaçınca, oyun oynuyoruz zannedip peşimizden koşarlarmış mış mış mış!

Biz küçücüğüz, küçücük! Haberiniz var mı sizin? Üzerimize bir dev saldırıyor ve tek silahımız tırnaklarımız!  Sizin de tepenizden devler baksııın e miiiii!
Sonra beni  ameliyat sırası için, narkozlu narkozlu acıcık ama accık fazla bekletmişler  galiba.
(2. hata!)
Bir ara yine KORKUYLA uyandım ben, daha ameliyat bitmemiş.... Beni biraz daha -ısırdılar- yine uyudum......
(3. hata!)

Sonra... eve gitmişiz yine... Beni kapalı balkona yumuşak bir yere yatırmışlar. Meğer biraz ötemde de Lulu baygın yatıyormuş, aynı gün ameliyat olmuşuz. Başımın belası karı!
Daha önce ondan bahsetmeyi sevmediğim için söylememiş olabilirim. O cadı zorla kendini evin kedisi ilan etmiş, 3. posta yavrularını evde doğurmuştu. Hem de dört tane!
Ben uyanmaya başladım, karnım ağrıyor sanırım... Biraz... Ama ben onun farkında değilim! Köpekler, köpekler, köpek geliyor! Kaç, kaç, kaç, KAAÇ diye emretti beynim.
Ben o korkuyla uyudum, o korkuyla uyandım! Başım dönüyor, ayakta duramıyordum ama kaçmam lazımdı. Çırpındım deli gibi, yürümeye çalıştım. Babam o anda yanımdaydı, beni sakinleştirmeye çalışıyordu fakat nafile!
 Bütün bunlara benim minik kalbim dayanmadı......

 Öldüm ben....

Annem bir   ağlamaya başladı, hem de böyle koccaman bağğıra bağğıra.
Babam "Sus! Yan evde cenaze var, onlara ayıp"  diye onu susturmaya çalışıyor.
Niye ayıp? Çünkü "orada insan ölmüş de sen bir hayvana bu kadar çok sesle ağlıyorsun"
demek istiyor....
Ben anlıyorum, beden kafesinden kurtuldum bu yüzden herşeyi daha da iyi anlıyorum!
Halbuki bir sussa annemin o sırada neler dediğini duyacak:  "Benim yüzümdeeen!  Benim yüzümdeeen!  Ben ameliyat ettirmeseydim şimdi yaşayacaktı benim Maydanoz'uuum!"
Maydanoz demesine bile kızmadım biliyor musunuz?

Ben yaşarken; diğer insanlar  beni hep  huysuz,  diğer kedilere ve yavrularıma tavırlarımı, bakışlarımı  çok sert buldular. Hatta babam  zaman zaman  "ben çok huysuz, kötü  olduğum için kedi annemin bana bakmayıp attığını"  bile  iddia etti.  
Annem bu konuyu kimseyle   tartışmadı.
Çünkü asıl sebebi, bir tek o iyi anlamıştı. Ben onun elindeki bebekliğimi sevgi eksikliği ile geçirmiştim. Evet oyuncağım çoktu, her hizmetim görülüyordu fakat yalnızdım!
Biraz büyüdüğümde kendim bir çok şeyi değiştirmiştim, ama çocukluğumdaki yaralar içimde kabuk bağlamıştı bir kere....
------
Son geceyi evde geçirmiştim ve gece annemin yanında, yastığının üstünde yatmıştım eskisi gibi...
O da uyanmış: "aa ama sen dışarıda gezdin, yatağıma girme" bile dememiş, üstelik beni gördüğüne çook sevinmişti. 
Bu son tatlı hatıramız oldu bizim..

Bir gün çocukların elinden bir yavru kedi kurtardı... Bütün hayatı değişti....
Bu çok bayat bir cümle değil mi?
Ama doğru... Çünkü çok değişti.


8 yorum:

  1. yaaa yapma son hatıra ne aaaah kalbim dayanmicak bigun beni her olen giden kaybolan hayvanla tekrar tekrar oldursunler isticem
    benmi cok duygusalim bendemi var anormallik anlamadim gitti kalbim agriyo gene bogazimda dugumler ah yaa ah yaaa
    anlatmayın sonunu son hatıra falan ah ki ne ah

    YanıtlaSil
  2. adaletsiz ölüm adaletsiz bişeyler adaletsiz bişeyler dönüyo hayatta zalim bişeyler işte döngü dedikleri
    geçmemiştir acısı halen sızım sızımdır..
    of dağıldım galiba

    YanıtlaSil
  3. ister yayinla ister yayi,nlamaa salya sumuk agli,yorum kac kere okudum bilmiyorum suandada bes kere okumusumdr yine okudum yazami,yorum klavyeyi goremiyorm yaslardan

    O maydanoz var ya ah o benim kalbimi aldi o kucucuk patisine cevierdi cevirdi guldurdu essek sipasi dedirtti sonra bi aglatti firlatti oyle ekrana bakioyurm simdi

    Maydanoz Hanıma, Maydanoz Melege ithafen;
    ah maydanoz ne bilsin oyle kucuksunuz oyle minnacik oyle savunmasizsinizki agziniz diliniz konusmuyo bisey olucak diye aklimiz cikiyo be kizim
    siz dalga gecersiniz su insan hallerine bakin miiiw miiw diye gulersiniz kiskis biz aklimizi sizde birakiriz

    ah maydanoz aaaah ne deyem gulsemmii aglasammii yansammiii naapsam

    melekKedi meleklerinGuzeli

    ...

    YanıtlaSil
  4. Bende ağlıyarak yazdım zaten. :(

    YanıtlaSil
  5. yok ben hakkaten manyagim anormalim :(
    niye okudum tekrar bunu bilmiyorum
    hormonlarima bisey oluyo galiba miadan mi yas mi deviriyorum anne olmaya mi cabaliyo kalbim beynim bilmiyorum

    BU KISIM MAYDONOZ'A ITHAFEN;
    maydonoz,
    bebek kalpli kiz cocugu,
    mutlu ol orda..,
    biliyorum mutlusun biliyorum keyfin yerinde gurulda gurul
    ara sira goz gezdir bize yukardan usulca fisilda miyav miyav ipek sesinle,
    hic tanimadan seviyorum seni
    operim patilerinden..

    YanıtlaSil
  6. :( okuma artık bunu , sonunda kaldıracağım sana kıyamadığım için.

    YanıtlaSil
  7. Çatlak insanoğlu işte. Bir kıymetli kendi canları... Ne isabetli tespit! Aynen öyle malesef. :/ Yalnız bu kedicik aynı bizim Pia'ya benziyor?! Aynı ırktan herhalde. Bir de bizimki gibi yalıyor yaaa... Süper. <3 <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet siz Pia'yı anlatınca ben de ona benzettim. Bu yüzden anne olunca daha agresif olabilir dedim. Bizim cadı evi cehenneme döndürmüştü. :)

      Sil

Miyaaaavv dedi kedilerim :)